Rasyomed ile Sağlıklı Sohbetler – 2

Bir yıldır devam eden pandemiye bağlı olarak yapılan kısıtlamalar, aşılamanın da hız kazanmasıyla yavaş yavaş kaldırılmaya başlandı. Ne var ki süreç hâlâ ciddiyetini koruyor. Bir yandan tedbirleri elden bırakmamamız gerçeğiyle yüz yüzeyiz, öte yandan Covid-19 aşılarıyla ilgili polemikler de bitmiyor. Biz de tüm bu süreci konuşmak için “Rasyomed ile Sağlıklı Sohbetler” yazı dizimiz<in bu ayında Radyoloji Doktoru Sayın Kıymet Lale Tokat’ı ağırladık ve kendisi ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

Bengisu: Merhaba, biz sizi yakından tanıyoruz ancak okuyucularımız için kendinizi tanıtır mısınız?  

Kıymet Lale Tokat: Merhaba, ben Kıymet Lale Tokat. İstanbul’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra tıp fakültesi eğitimimi almak için Edirne’ye gittim. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Pratisyen hekim olarak yaklaşık dokuz yıl kadar özel hastanelerde ve kamu hastanelerinde çalıştım. Daha sonra uzman olmaya karar verdim. Radyoloji eğitimimi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladım. 11 yıldır da radyoloji doktoru olarak kamuda ve özel sektörde çalışmaktayım. Evliyim ve iki çocuk annesiyim. 

B: Tıp okuyup doktor olmaya nasıl karar verdiniz?  

Doktor olmaya ilkokul yıllarında karar verdim. Kız kardeşimin kronik bir rahatsızlığı vardı ve sürekli çeşitli hastanelerde yatarak tedavi gördü. Ben de hastanelerde çokça bulundum bu sebeple. Orada beyaz önlüklü doktorları görünce hayranlıkla bakardım. Doktor olup insanlara yardım etmeye o yıllarda karar verdim. 

B: Pandemi dönemi bütün sağlık çalışanlarını ciddi anlamda etkiledi, hepimiz farkında olduğumuzu düşünüyoruz ancak yaşamadan da gerçek anlamda bilincine varabileceğimizi zannetmiyorum. Yine de bir defa daha size sorsak pandemi dönemi doktorlar başta olmak üzere sağlık çalışanlarını nasıl etkiledi? Bu dönemde sizi en çok neler zorladı?  

Biz sağlık çalışanları pandemiden en çok etkilenen grup olduk. Pandeminin başlarında aylarca çocuklarımızdan, aile büyüklerimizden ayrı durduk.  Benim eşim de doktor ve geçen yıl mart, nisan aylarında eşim ayrı bir evde kaldı. Eve gelemiyordu ve bu durum özellikle 11 yaşındaki kızımızın psikolojisini olumsuz etkiledi. Zor bir süreç. Ben de çocuklarıma sıkı sıkı sarılamadım. Bizi en çok zorlayan ailemizden uzak durmak oldu. Sevdiklerimize virüs taşıyabileceğimiz endişesi bizi çok yıprattı. Ayrıca iş yerlerimizde oldukça zor koşullarda çalıştık aylarca ve hâlâ da öyle çalışıyoruz. Saatlerce maskeli çalışmak hiç kolay değil. Daha çok sahada çalışan hemşire arkadaşlarımız, Covid-19 hastalarıyla birebir çalışanlar daha da çok zorlanıyorlar. Benim yakın arkadaşlarımın %70’i Covid-19 enfeksiyonuna yakalandı. Maalesef vefat eden doktor ve hemşire arkadaşlarımız da oldu. Bunlar bizi yıprattı tabii ki. 

B: Sizce, deneyimlerinizden hareketle, insanların covid-19 virüsüne yakalanma sebeplerinin başında neler geliyor? 

Virüsten korunma kurallarına uymadıkları için Covid-19 enfeksiyonu yayılıyor. Sağlık Bakanımızın yüzlerce kez tekrarladığı; maske, mesafe, el hijyeni üçlü kuralına uyulmadığı için virüs yayılmaya devam ediyor. İnsanlar sosyalleşmeden ödün veremiyorlar, kalabalık ortamlara giriyorlar. En büyük yığılma sebebi bu tabii ki. Özellikle benim gözlemlediğim; maske kullanımı konusunda da çok yanlışlar yapılıyor. Bu virüs solunum yoluyla bulaşıyor. Ağız ve burundan damlacık şeklinde bulaşıyor. Maske ağız ve burnu tam olarak kapatmalı, buna ne yazık ki insanlar çok dikkat etmiyor. Maskenin ön yüzüne dokunmamalıyız. Eğer dokunursak ellerimizi hemen yıkamalıyız ya da dezenfektan kullanmalıyız. Buna da çok dikkat etmiyorlar. Virüsün yayılması da bu şekilde gerçekleşiyor. 

B: Şu sıralar gündemde olan covid aşısına da değinmek isterim. Bildiğim kadarıyla siz ikinci doz aşıyı da oldunuz. Aşı konusunda genel olarak bilinçli bir millet olduğumuzu düşünüyorum ama son dönemde polemikler de bitmiyor. Siz bu konuda insanları bilinçlendirmek için ne söylemek istersiniz? 

Dünyanın büyük bir kısmı aşılanırsa biz bu virüsü kontrol altına alabiliriz zaten başka çaremiz yok. Aşı konusunda bilime güvenmeli ve aşımızı olmalıyız. Bu bir sosyal sorumluluk aynı zamanda. Aşı karşıtları her zaman olmuştur ama dünyada kızamık, veba, çiçek gibi birçok enfeksiyondan da aşılar sayesinde kurtulduk. Mesela aşılar sayesinde artık kuduzdan ölen insan yok. O yüzden herkes aşısını olmalı ve bu enfeksiyonu kontrol altına almalıyız. 

Ben ikinci doz aşımı oldum. Umarım vücudum yeterli antikor oluşturur ve bu virüsle baş edebilir. Aşı hakkında maalesef çok spekülasyon yapıldı. Sosyal medyanın da bunda büyük payı var. Bir bilgi kirliliği var internette. Hangi teknolojiyle yapılırsa yapılsın aşılar kesinlikle enfeksiyon hastalıkları ile mücadelede en önemli silahımız. Pandemiden de kurtulmamızın iki yolu var. Ya korona virüse karşı etkili bir ilaç bulunmalı ya da etkili bir aşı bulunması. Maalkesef ilaçla ilgili çok etkili bir ilaç geliştirilemedi ancak bulunan aşıların bir çoğu oldukça etkili.  

İnsanlarınm aşıya karşı verdikleri olumsuz tepkileri de anlıyorum çünkü bu yeni bir aşı. İleri dönem yan etkilerini elbette ki bilmiyoruz. Onu yaşayıp göreceğiz. On yıl sonra bu aşının bir yan etkisi çıkarsa “Neden bu aşıyı olduk?” diye sorgulayamayız. Şu anki amaç pandemiyi ortadan kaldırmak, bu virüsü kontrol altına almak. Bunun için bu aşıları olmak zorundayız ve yapılan araştırmalar da yan etkilerin az olduğunu gösteriyor. O nedenle herkes bu aşıyı olmalı ve bu şekilde de Covid-19 ölümlerinin önüne geçmeliyiz. 

B: Sağlık sektöründe pek çok ülkeye göre avantajlı bir ülke olduğumuzu biliyoruz. Bu konuda tam olarak nasıl bir noktadayız? Bunu daha iyi hâle getirmek için neler yapabiliriz? Teknolojiyi ne kadar kullanıyoruz? Daha büyük bir dijital dönüşüme gerek olduğunu düşünüyor musunuz? HIMMS’in istediği 7. Seviye kağıtsız dijital hastane modeline yakın mıyız, nasıl yaklaşırız? Böyle çözümler artmalı mı? 

Biz radyoloji olarak PACS isimli bir sistem kullanıyoruz. Hastadan elde ettiğimiz tomografi, emar gibi görüntülemeleri sistem üzerinde okuyor, raporlandırıyor ve saklıyoruz. Böylece geçmiş dönem görüntülemelerine de ulaşabiliyoruz. Hastalar eski filmlerini kaybetseler de biz geçmiş verilerine bu yolla kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Teknolojinin ilerlemesinden bu anlamda faydalanıyoruz.  

Özellikle pandemi döneminde pek çok farklı alanda da dijitalleşmeyi gördük. Dünya için bu artık bir gereklilik. HIMMS bu anlamda uluslararası bir entegrasyon sağlıyor. Türkiye olarak buna hazırız ve olması da gerekiyor. HIMMS denilen sistem, bilgi teknolojilerinin sağlık hizmetlerinde kullanılmasıdır. Yani hastanelerde dijitalleşme, hasta verilerinin dijital ortamda saklanmasıdır. Bu da sıfır kâğıt kullanımı demek oluyor. Ülkemizde bazı hastanelerde kullanılıyor. Ben çalıştığım hastanelerde henüz bunu deneyimlemedim. 

B: Türkiye’nin sağlık sistemi anlamında pek çok Avrupa ülkesinin sağlık sistemine oranla daha gelişmiş ve ileri seviyede olduğunu biliyoruz. Sağlık sektörünün yıllardır içinde olan bir doktor olarak siz bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Türkiye’de sağlık sistemi pek çok ülkeye göre iyi bir noktada. Pandemide bunu hep birlikte gördük. İnsanlarımız sağlık hizmetlerine, diğer ülkelere göre çok daha kolay ulaşıyorlar. Bizim hastanelerimizdeki yatak kapasitelerimiz oldukça iyi. Bu nedenle Covid-19 pandemisinde ölüm oranlarımız birçok ülkeden daha geride. Tabii ki sağlık alanında daha çok şey yapılabilir. Hastane sayıları artırılabilir, kendi ilaç ve aşılarımızı üreten daha fazla labaratuvar açılabilir. Bilimsel çalışmalara daha çok ödenek, teşvik verilebilir ve daha fazla sağlık çalışanı istihdam edilebilir. Ne var ki yine de dünyaya bakarsak sağlık hizmeti açısından birçok ülkeden çok daha iyi durumdayız. 

B: Yaklaşık bir yıldır televizyonlar başta olmak üzere insanlar görsel ve basılı medya aracılığıyla uyarılıyor ve pandemi konusunda bilinçlenmeleri isteniyor. Ne var ki insanların hâlâ yeteri kadar dikkatli davranmadıklarını söyleyebilir miyiz? Bu konuda bir kez daha tavsiyeler istesek neler söylersiniz?  

İnsanlar virüse yakalanmamak için veya virüsü bulaştırmamak için neler yapmaları gerektiğini artık öğrendiler bence. Bir yıldır bu enfeksiyonla mücadele ediyoruz ama haklı olarak insanlar, evlere kapanmaktan çok sıkıldılar. Bu yüzden tedbirlerde gevşemeler oluyor tabii ki. Bu virüsle yaşamayı öğrenmeliyiz bir şekilde. Kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız, bu çok önemli. Kutlamalarımızı daha küçük gruplar hâlinde yapmalıyız. Maske, mesafe ve hijyen; bu üçlüden asla ödün vermemeliyiz. İmkân bulduğumuzda aşımızı mutlaka olmalıyız. En önemlisi de şu süreçte. Hep birlikte, sağlıklı ve aydınlık günler göreceğiz. Ben buna inanıyorum. Yeter ki biraz daha sabırlı ve dirençli olalım.  

Önceki
Sonraki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir