Rasyomed ile Sağlıklı Sohbetler – 4

 “Rasyomed ile Sağlıklı Sohbetler” yazı dizimizin bu ayki konuğu tıp fakültesinden mezun olmasına yalnızca birkaç ay kalan Intern Doktor Aysun Yılmaz. Kendisi ile tıp okumaya karar verme süreci, pandemide son sınıf öğrencisi olması, sağlık sistemimiz ve tıp okumak isteyen ya da eğitimine henüz yeni başlamış öğrencilere verebileceği tavsiyeler üzerine söyleştik. Bizim için keyifli bir sohbetti. Dileriz siz de okurken bizimle aynı tadı alırsınız.  

Merhaba, öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Merhabalar, ben Int. Dr. Aysun Yılmaz. 1997 yılında Bulgaristan’ın Silistre şehrinde doğdum. 7 yaşımdayken ailemle birlikte İstanbul’a yerleşerek eğitim hayatıma burada başladım. Üniversiteye kadar tüm eğitimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra, 2015 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanarak Bursa’ya yerleştim. Halihazırda 6 yıllık tıp eğitimimin son 2 ayı içerisindeyim. Temmuz ayı itibari ile sahada görev yapmak üzere mezuniyetimi heyecanla beklemekteyim.  

Tıp eğitimi almaya nasıl karar verdiniz? Sizi doktor olmaya iten sebepler nelerdi? 

Aslında küçük yaşlarda “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu sorulduğunda, verilen cevaplar arasında en popüler olan mesleklerden biridir doktorluk. Her çocuk gibi benim de hayal ettiğim bir meslekti. Üniversite sınavlarına hazırlanırken tercih edebileceğim bölümler arasında her zaman tıp fakültesi yer alıyordu. Başarılı bir hazırlık süreci sonrasında ise tıp fakültesini kazandım.   

 
Ailemin isteği, mesleki tatminin yüksek olması, mezuniyet sonrası iş garantisi, insanlara yardım etme ve onları iyileştirme gibi nedenleri tercihim öncesinde düşünürken; eğitim hayatım sırasında karşılaştığım insan vücudunun kusursuzluğu, iyileştirdiğiniz her hastanın gözlerindeki mutluluk hissi, yaptığınız her tıbbi işlemde size -bir yabancı olmanıza rağmen- güvendiklerini görmek ve bunlar gibi daha birçok neden bu mesleği seçmem konusunda karar vermemde etkili oldu. Benim için en önemlisi ise gerçekten tüm bunları yaparken isteyerek, bilerek ve sorumluluklarını kabul ederek bu yola çıkmam gerektiğiydi.  

Pandemi döneminde tıp fakültesi öğrencisi olmak, hatta intern olarak nöbetlere kalmak nasıl bir durum? Böyle bir dönemde mesleğinizi yapmak sizi psikolojik anlamda nasıl etkiledi? 

Pandemi döneminde bildiğiniz üzere tüm eğitim sistemi sekteye uğradı. Bu sürecin nasıl ilerleyeceği, neler yapılacağı ve nasıl başa çıkılacağını hiç kimse bilmiyordu. Tıp fakültesi diğer bölümlere nazaran sahada olması ve özellikle böyle dönemlerde mücadelenin en ön safhasında yer alması gereken bireyler yetiştiriyor. Bu nedenle tıp fakültesi öğrencileri olarak biz, eğitimimize kaldığımız yerden aynı hızda ve kalitede devam etmek zorundaydık. Nitekim son sınıf öğrencilerine bu konuda biraz daha fazla sorumluluk düşüyordu.  

Pandeminin başından bu yana eğitimimizde “Seyreltilmiş Yüz Yüze Eğitim” adı verilen bir sistemle devam ettik. Eğitim hayatımın son yılının ilk eğitim gününe, hastane içerisinde pandemi kliniğinden morg girişine götürülen bir hastayı görerek başladım. Bu görüntü aslında durumun sandığımızdan daha ciddi olduğunun bir kanıtıydı benim için. Hocalarımız bir yandan eğitimimizin aksamaması gerektiğini düşünürken diğer yandan bizi korumaları gerektiği düşüncesini benimsedikleri için bizim öncelikli olarak pandemi hastalarıyla çalışmamızın doğru olmayacağı kanısındalardı. Bu nedenle ben pandemi kliniklerini şu an için yalnızca dışardan gördüm, hastaların sağlık durumunu ve tedavi süreçlerini dışardan takip edebildim. Fiziksel olarak değil fakat psikolojik olarak yorucu bir süreç olduğunu söyleyebilirim. 

Covid-19 hastaları ile karşılaşabileceğimiz tek yer Acil Servis eğitimimiz. Ben ise bu ay itibari ile bu eğitimime başladım. Burada ise 12 saatlik nöbetlerimiz boyunca tüm hastalara n95 veya cerrahi maske ile muayene yaparken solunum yolu ve diğer girişimsel işlemlerde ise -hasta covid olsun veya olmasın- koruyucu kıyafet, eldiven ve gözlük ile müdahelelerde bulunmaktayız. 

Hangi alanda uzmanlaşmayı düşünüyorsunuz? 

Tüm diğer son sınıf arkadaşlarım gibi ben de bu konuda bazen kararsızlık yaşasam da artık biliyorum ki “Kadın Hastalıkları ve Doğum” anabilim dalında uzmanlığımı almak istiyorum. Özellikle gebelik ve anne-çocuk sağlığını içeren “Perinatoloji” bilim dalı ise uzmanlığım sonrasında eğitimini almak istediğim bir diğer bölüm. 

Türkiye’deki sağlık sistemi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Pek çok ülkeye göre daha şanslı olduğumuzu biliyoruz, siz işin içinden biri olarak nasıl görüyorsunuz? 

Türkiye’deki sağlık sistemine iki taraflı bakmak gerektiğini düşünüyorum: Sağlık çalışanları ve halk tarafından. Halk tarafından baktığımızda diğer birçok ülkeye nazaran devlet tarafından çalışan her kişiye ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarına, sosyal güvence veya genel sağlık sigortası ile sağlığa ulaşım ücretsiz bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu açıdan pek çok ülkeden önde olduğumuzu söyleyebilirim.  

Tıp eğitimi konusunda da birçok ülkeden çok daha iyi konumda olduğumuzu düşünüyorum. Nedeni ise gerek klinik öncesi eğitimlerdeki ileri teknoloji sistemleri kullanılarak insan vücudu, insan sağlığı ve hastalık durumunun gerçeğe en yakını ile teorik bilgilerin aktarımı; klinik sonrası eğitimlerde ise sahada birebir hasta ile iletişim kurarak teorik bilgilerin pekiştirilmesi, üniversite hastanelerindeki vaka yelpazesinin geniş olmasıdır.  

Ülkemizde hem sağlık durumunun sürdürülmesi için ve hastalık durumu ortaya çıkmadan yapılan koruyucu hekimlik, aşılama ve tarama programları gibi sağlık sistemlerinin gelişmiş olması hem de hastalık durumundaki tanı, teşhis ve takip süreçlerinin birçok tıp alanı ve bu alandaki doktorların ortak çalışmasıyla başarılı bir şekilde sürdürülmesi sağlık sistemimizin kalitesini göstermektedir. 

Sağlık çalışanları açısından baktığımızda ise özellikle pandemi sürecinin de getirdiği ağır çalışma şartlarının, çok da verimli olmayan nöbet koşullarının iyileştirilmesi ile daha iyi olacağı kanısındayım. 

Sizin gibi ileride tıp okumayı hedefleyen ya da hali hazırda tıp fakültesinde okumaya yeni başlamış arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? 

Tıp fakültesi aslına bakılırsa 6 yıllık eğitimiyle çok uzun ve yorucu bir süreç. Ne var ki bu süreç, yalnızca eğitimin zorluğu ile geçen bir süreç değil. Üniversite hayatları boyunca sosyallikten uzak kalmamaları, yalnızca tıpla ilgilenmemeleri, özellikle kendi gelişimleri için tıp ile ilgili kongrelere, etkinliklere ve üniversite topluluklarına katılmalarını, tıp dışında ise mutlaka ve mutlaka birer hobi edinmelerini öneririm. Çünkü birçoğumuzun hayatının geri kalan kısmı birçok insanın atmosferinden, kokusundan ve görünüşünden hazzetmediği hastanelerde geçecek. İnsanın böyle dönemlerde mesleği dışında da kendini iyi hissedeceği şeyleri yapması kulağa çok hoş geliyor.  

Son olarak neler söylemek istersiniz? 

Tıp fakültesini seçmek isteyen değerli öğrenci arkadaşlarıma yönelik birkaç şey söylemek istiyorum. Tıp eğitimi zorlu bir süreç. Pes etme düşüncesinin ağır bastığı, bırakmak isteyeceğiniz zamanlar olabilir. Bu çok normal fakat böyle dönemlerde kendinize olan güveninizi kaybetmemeniz ve yolunuza kararlılıkla devam etmenizi öneririm. Çünkü ışıkla dolu bir geleceğin bizi beklediğine olan inancım tam.  
Son olarak röportajınızda tıp fakültesi öğrencisi olarak bana da yer verdiğiniz için çok teşekkür etmek istiyorum. 

Sağlıkla kalın… 

Önceki
Sonraki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir